Avukat Arabulucu Ramazan Feyyaz İNCİ

revize - Kopya

MURİS MUVAZAASI

ÖZET

Muris muvazaası, miras bırakanın, mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yaptığı ve görünüşte geçerli olan fakat gerçekte farklı bir hukuki sonucu hedefleyen işlemleri kapsar. Bu tür işlemler, özellikle tapu devri yoluyla gerçekleşen sözleşmelerde sıklıkla görülür. Türk Hukukunda muris muvazaasına karşı açılan tapu iptal ve tescil davaları, Yargıtay içtihatlarıyla gelişmiştir. Bu makalede muris muvazaasının unsurları, murisin amacı ve muvazaa iradesi ile birlikte değerlendirilmekte; Yargıtay’ın yerleşik kararları ışığında dava süreci analiz edilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Muris Muvazaası, Tapu İptali, Miras Hakkı, Hileli Hukuki İşlem, Saklı Pay

1. GİRİŞ

Miras hukuku, mal varlığının ölüm sonrası adil dağılımını hedeflerken, uygulamada mirasçıların hak kayıplarına neden olabilecek hileli işlemlerle sıkça karşılaşılmaktadır. Bu hileli işlemler arasında en yaygın olanı ise muris muvazaasıdır. Özellikle aile içi ilişkilerde, murisin, belirli bir mirasçıyı kayırmak ya da diğerlerini dışlamak maksadıyla gerçekleştirdiği görünüşteki işlemler, hak kayıplarına ve hukuki uyuşmazlıklara sebep olmaktadır. Bu çalışmada, muris muvazaasının tanımı, unsurları, hukuki sonuçları ve yargısal çözüm yolları ele alınacaktır.

2. MURİS MUVAZAASININ TANIMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ

2.1. Muvazaa Kavramı

Muvazaa, tarafların, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir hukuki işlem yapmalarıdır. Türk Borçlar Kanunu’nda açıkça düzenlenmeyen bu kurum, öğretide ve içtihatta kabul görmüştür. Hukuki işlem iki yönlüdür: biri görünen (zahiri) işlem, diğeri tarafların gerçek (gizli) iradesini yansıtan işlemdir.

2.2. Muris Muvazaasının Tanımı

Muris muvazaası ise, miras bırakanın, malvarlığını mirasçılardan saklamak amacıyla, özellikle tapuda satış gibi görünen ancak bağış niteliğinde olan işlemler yapmasıdır. Bu bağlamda yapılan işlem görünüşte geçerlidir; ancak asıl maksat başka olduğundan işlem muvazaalıdır.

2.3. Unsurları

2.3.1. Muvazaa Anlaşması

Taraflar arasında gerçek iradeyi gizleme amacı taşıyan açık veya örtülü bir anlaşma bulunmalıdır.

2.3.2. Murisin Mirasçıdan Mal Kaçırma Amacı

Muris, belirli bir mirasçıyı dışlamak ya da saklı payı ihlal etmek amacıyla işlem yapmış olmalıdır.

2.3.3. Görünürde Hukuki İşlem

Tapuda satış ya da ölünceye kadar bakma gibi sözleşmeler yapılmakta; ancak gerçekte bağış iradesi taşınmaktadır.

3. MURİS MUVAZAASINA KARŞI AÇILAN DAVALAR

3.1. Tapu İptal ve Tescil Davası

Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalar, mirasçıların, taşınmazın tapu kaydının iptali ve kendi adlarına tescili talebiyle açtıkları tapu iptal ve tescil davalarıdır. Bu davalarda zamanaşımı süresi söz konusu olmayıp her zaman ileri sürülebilir.

3.2. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Davanın görüleceği yer, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesidir. Dava, yasal mirasçılar veya saklı pay sahibi olan kişiler tarafından açılabilir.

3.3. İspat Yükü ve Deliller

Davacının, murisin muvazaalı işlem yaptığını ispat etmesi gerekir. Tanık, yazılı belge, bilirkişi ve emsal yargı kararları delil olarak kullanılabilir. Muvazaa iddiası, tanıkla ispatı mümkün olan nadir hallerden biridir.

4. YARGITAY’IN GÖRÜŞÜ VE UYGULAMA KRİTERLERİ

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1.4.1974 tarihli ve 1/2-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, muris muvazaası ile ilgili temel çerçeveyi çizmiştir. Buna göre:

  • Görünüşteki işlem satış olsa da, gerçekte bağış varsa ve mirasçılardan mal kaçırma kastı mevcutsa, bu işlem muris muvazaasıdır.
  • Tapuda yapılan satış işleminin gerçekte bağış niteliğinde olduğu tanıkla ispat edilebilir.
  • Davalı, işlemin gerçek bir satış olduğunu ispat edemediği takdirde, muvazaa sabit olur.

5. SONUÇ

Muris muvazaası, miras hukukunda en çok karşılaşılan ve en çok tartışılan uyuşmazlıklardan biridir. Yargıtay kararları ve akademik çalışmalar, bu hukuki problemin çözümüne rehberlik etse de uygulamada hâlâ ispat ve yorum sorunları yaşanmaktadır. Özellikle aile içi dinamikler, murisin tasarruf hakkı ve saklı pay mirasçılarının korunması arasında hassas bir denge gözetilmelidir. Sonuç olarak, muris muvazaasının tespiti halinde yapılan işlemlerin iptali ve tapu kayıtlarının düzeltilmesi mümkündür.

KAYNAKÇA

  • ARAL, Selahattin: Miras Hukukunda Muris Muvazaası, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2021.
  • GÜMÜŞ, Mustafa: Medeni Hukuk Genel Esaslar, Beta Yayınları, 2020.
  • HATEMİ, Süheyl: Medeni Hukuk Dersleri, İstanbul, 2018.
  • YARGITAY HGK, 01.04.1974, E. 1/2, K. 1, Resmî Gazete Tarihi: 15.05.1974, Sayı: 14991.
  • YÜKSEL, Ebru: Muris Muvazaasının Türk Miras Hukuku Açısından İncelenmesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2019.

EMLAK VERGİSİNE ESAS ASGARİ ARSA VE ARAZİ METREKARE BİRİM DEĞERLERİNE İTİRAZ

Emlak Vergisine Esas Asgari Arsa ve Arazi Metrekare Birim Değerlerinin Tespiti

Vergi Usul Kanunu uyarınca asgari ölçüde arsa ve arazi metrekare birim değerleri her dört yılda bir takdir komisyonu kararları ile belirlenmektedir. Bu değerler, Emlak Vergisi Kanunu kapsamında vergi değerinin tespiti açısından önem arz etmektedir.

Bu kapsamda bina, arsa ve araziler için 2026-2029 yıllarında uygulanacak emlak vergi değerinin belirlenmesine esas olacak birim değerler, 2022 yılı Haziran ayında tüm belediyelerce takdir edilmiştir.


Takdir Edilen Rayiç Değer Nasıl Öğrenilir?

Takdir komisyonu kararları ve asgari ölçüde arsa metrekare rayiç bedelleri tüm muhtarlıklara gönderilmiştir. Taşınmazın bağlı bulunduğu muhtarlıktan veya ilgili belediyenin ilan panosundan bu bedeller öğrenilebilir.


Takdir Komisyonu Kararlarına Kimler Dava Açabilir?

Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 49. maddesinde sayılan ilgililer takdir komisyonu kararlarına karşı dava açma hakkına sahiptir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin 13 Ekim 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan E.2011/38 ve K.2012/89 sayılı iptal kararı sonrasında, emlak vergisi mükellefleri de takdir komisyonu kararlarına karşı dava açabilmektedir.


Dava Açma Süresi Nedir?

VUK mükerrer 49. maddesinde sayılan ilgililer açısından dava açma süresi, komisyon kararının kendilerine tebliğinden itibaren 15 gündür. 2025/1 seri No.lu Emlak Vergisi Kanunu İç Genelgesi uyarınca bu kararların 30.06.2025 tarihine kadar tebliğ edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle dava açma süresi, ilgililer yönünden 30.06.2025 tarihi itibariyle başlamış bulunmaktadır.

Emlak vergisi mükellefleri ise mükerrer 49. maddede sayılan ilgililer arasında olmadığından, taşınmazın bağlı olduğu belediye veya muhtarlıktan bilgi edinme ya da herhangi bir şekilde öğrenme tarihinden itibaren 30 gün içinde takdir komisyonu kararına karşı dava açabilir.


En Son Dava Açma Tarihi Nedir?

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 28.04.2023 tarihli ve 32174 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 15.02.2023 tarih, E.2022/14, K.2023/2 sayılı kararı doğrultusunda, emlak vergisi mükelleflerinin öğrenme tarihinden itibaren 30 gün içinde ve en geç 31.12.2025 tarihine kadar dava açması mümkündür.

Ancak bu karar, Bölge İdare Mahkemeleri arasındaki aykırılığı gidermeye yönelik olup bağlayıcı nitelikte değildir. Bu nedenle hak kaybı yaşanmaması adına, takdir komisyonu kararlarının ilan edildiği 30.06.2025 tarihinden itibaren 30 günlük süre içinde dava açılması tavsiye edilmektedir. Bu sürenin son günü adli tatile rastladığından, en geç 07.09.2025 tarihine kadar dava açılması önerilmektedir.


2026 ve Sonraki Yıllardaki Tahakkuklara Karşı Dava Açılabilir mi?

Danıştay’ın emlak vergisi uyuşmazlıklarına bakan 9. Dairesinin istikrar kazanmış içtihatlarına göre, takdir komisyonu kararına dava açılmaması hâlinde, bu karara dayanılarak yapılacak tarh ve tahakkuk işlemlerine karşı dava açmak mümkün değildir.

Dolayısıyla, kesinleşmiş takdir komisyonu kararına istinaden dört yıl boyunca tahakkuk ettirilecek emlak vergilerine karşı dava açılamaz.

Bu nedenle, asgari birim değerlerin fahiş şekilde artırıldığı bölgelerdeki mükelleflerin, takdir komisyonu kararlarına karşı dava açmaları önemle tavsiye edilmektedir.

MÜZİK ESERLERİNDE TELİF HAKLARI

 

ÖZET

Bu çalışma, müzik eserlerinde telif haklarının korunmasına yönelik hukuki düzenlemeleri ve uygulamaları ele almaktadır. Müzik eserleri, hem sanatçının hem de yapımcının haklarını içeren çok boyutlu bir hukuki yapıya sahiptir. Çalışma, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”) çerçevesinde telif haklarının korunmasına dair özellikle müzik eserleriyle ilgili önemli detayları incelemektedir. Anahtar kavramlar olarak eserin tanımlanması, hak sahipliği, eser sahibinin mali ve manevi hakları ile bu hakların ihlali durumunda uygulanacak hukuki yaptırımlar ele alınmıştır.

 

Anahtar Kelimeler: Müzik Eserleri, Telif Hakları, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Mali Haklar, Manevi Haklar


1. GİRİŞ

Müzik eserleri, günümüzde hem ekonomik hem de kültürel bir değer taşıyan önemli fikri ürünler arasında yer almaktadır. Teknolojinin ve dijital platformların gelişmesiyle birlikte, müzik eserlerinin üretilmesi ve dağıtılması kolaylaşmış, ancak buna paralel olarak eser sahiplerinin haklarının ihlal edilme riski de artmıştır. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, bu eserlerin korunması için hukuki çerçeve sağlarken, hak sahiplerine çeşitli mali ve manevi haklar tanımıştır.

Bu makalede, öncelikle müzik eserlerinin hukuki niteliği ve FSEK kapsamında koruma altına alınan haklar incelenecek, daha sonra ise bu hakların ihlal edilmesi durumunda uygulanacak yaptırımlar değerlendirilecektir.


2. MÜZİK ESERLERİ VE HUKUKİ NİTELİĞİ

2.1. Müzik Eserinin Tanımı

FSEK madde 1/B’de eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim, edebiyat, müzik, güzel sanatlar ya da sinema eserleri arasında yer alan fikir ve sanat mahsulleri olarak tanımlanmıştır. Müzik eserleri ise FSEK madde 2’de, sözle veya sözsüz olarak yaratılmış, notaya dayalı ya da serbest şekilde icra edilen eserler olarak belirtilmiştir.

2.2. Müzik Eserlerinde Hak Sahipleri

Müzik eserlerinde telif haklarından yararlanan başlica kişiler şunlardır:

  • Besteci: Eserin melodisini oluşturan kişidir.
  • Söz Yazarlı: Eserin sözlerini oluşturan kişidir.
  • Aranjör: Eserin tümel yapısında değişiklik yaparak yeniden yorumlayan kişidir.
  • Yapımcı: Eserin kaydedilmesi ve dağıtılmasını organize eden kişidir.

3. TELİF HAKLARI VE KORUMA

3.1. Mali Haklar
  • İşleme Hakkı (FSEK m. 21): Bu hak, eser sahibine eserinin özgün haliyle uyumlu veya ondan esinlenilmiş yeni eserler yaratılmasını kontrol etme yetkisi tanır. Sanatçı, eserinin yeniden yorumlanması veya değiştirilmesi durumunda izin vererek, emeğinin farklı biçimlerde değerlendirilmesini sağlar. Bu hak, sanatçının yaratıcılığının korunması ve geleceğe aktarılmasına katkı sunar.
  • Çoğaltma Hakkı (FSEK m. 22): Bu hak, eser sahibine eserinin herhangi bir yöntemle kopyalanmasını veya çoğaltılmasını kontrol etme yetkisi verir. Fiziksel kopyaların ya da dijital formatların yaygınlaşmasını engelleyerek, eser sahibinin gelir kaybına uğramamasını temin eder. Bu hak, eser sahibinin ekonomik gelir elde etmesinin en temel yollarından biridir.
  • Yayma Hakkı (FSEK m. 23): Yayma hakkı, eser sahibine eserinin satışını veya kiralanmasını organize etme yetkisi tanır. Bu hak, eserin ticari dolaşıma girmesini ve daha geniş kitlelere ulaşmasını mümkün kılar. Sanatçı, eseri üzerindeki bu kontrol sayesinde ekonomik kazanç sağlamaya devam eder.
3.2. Manevi Haklar
  • Adın Belirtilmesi Hakkı (FSEK m. 15): Bu hak, eser sahibinin adının eserle birlikte her yayında belirtilmesini zorunlu kılar. Sanatçının emeğinin tanınması ve toplumda saygın bir yer edinmesi bu hak sayesinde garanti altına alınır. Eser sahibinin adının unutulmaması, manevi tatminin yanında sanatçının kariyerine de olumlu katkı sağlar.
  • Eser Bütünlüğünün Korunması Hakkı (FSEK m. 16): Bu hak, eser sahibinin izni olmadan eser üzerinde hiçbir değişiklik yapılamayacağını teminat altına alır. Sanatçı, eserinin orijinal haliyle korunmasını ve bu halin bozularak anlamının değişmemesini sağlar. Bu hak, sanatçının yaratıcı kimliğine saygı duyulmasının önemli bir aracıdır.
  • Kamuya Sunma Hakkı (FSEK m. 14): Eser sahibine, eserinin ne zaman ve nasıl kamuya sunulacağına karar verme yetkisi tanır. Bu hak, sanatçının eserinin yayınlanma zamanı ve şartları üzerinde tam kontrol sahibi olmasını mümkün kılar. Sanatçı, bu hak sayesinde yarattığı eserle ilgili duygusal ve manevi bağını koruyabilir.

4. TELİF HAKKI İHLALLERİ VE YAPTIRIMLAR

Müzik eserlerinde telif hakkı ihlallerinin çeşitleri şunlardır:

  • Eserin İzinsiz Kullanılması: Bestenin ya da sözlerin sahibinden izin alınmadan kullanılması.
  • İzinsiz Çoğaltma: Eserin yasal olmayan yollarla kopyalanması.
  • Adı Belirtmeme: Eser sahibinin adının belirtilmemesi.

FSEK, bu tür ihlallere karşı çeşitli hukuki ve cezai yaptırımlar öngörmektedir. Örneğin, eser sahibinin manevi hakları ihlal edilirse tazminat davası açılabilir. Ayrıca, mali hakların ihlali durumunda ceza davaları söz konusu olabilir.


5. SONUÇ

Müzik eserlerinde telif hakları, sanatçıların emeğinin korunması açısından hayati önem taşımaktadır. Teknolojinin ve dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte, bu hakları koruma altına almak daha da zorunlu hale gelmiştir. 5846 sayılı Kanun, bu konuda kapsamı bir düzenleme getirse de uygulamada yaşanan sorunlar ve yeni teknolojilere uyum ihtiyacı süremektedir. Bu nedenle, hem yasal düzenlemelerin geliştirilmesi hem de farkındalık çalışmalarının artması gereklidir.


KAYNAKÇA

  • 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
  • Karahan, İ. (2020). “Telif Hakları ve Müzik Endüstrisi.” Adalet Yayınları.
  • Şener, A. (2018). “Dijital Platformlarda Telif Hakları.” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 67(3), 45-78.
  • Yıldız, S. (2021). “Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku.” Beta Yayınları.

 

ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ TEMELLERİ VE UYGULAMADAKİ SORUNLAR

insaat proje

Giriş

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, Türkiye’de gayrimenkul sektöründe en yaygın olarak karşılaşılan ve hem arsa sahipleri hem de müteahhitler için çözüm odaklı bir model sunan önemli bir sözleşme türüdür. Bu model, arsa sahiplerinin inşaat maliyetlerini azaltırken, müteahhitlere ticari kazancı kolayca elde etme şansı sunmaktadır. Bununla birlikte, uygulamada bu sözleşme tipi çeşitli hukuki sorunlar ve uyuşmazlıklar çıkarmakta, dolayısıyla dikkatle ele alınması gerekmektedir. Bu makalede, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin hukuki niteliği, tarafların yükümlülükleri, yasal dayanakları ve uygulamadaki temel sorunlar ele alınmıştır.

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Tanımı ve Hukuki Niteliği

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, arsa sahibinin arsasının belirli bir payının mülkiyetini, müteahhidin inşa edeceği binanın belirli bağımsız bölümlerinin teslimi karşılığında devretmeyi taahhüt ettiği bir anlaşmadır. Bu sözleşme, hem eser sözleşmesinin hem de taşınmaz satış sözleşmesinin unsurlarını içeren çift tipli karma bir hukuki niteliğe sahiptir.

Bu sözleşmenin hukuki niteliği, iki tarafın da borç altına girmesi sebebiyle önem arz eder. Arsa sahibi, arsasının bir kısmını müteahhide devretmeyi, müteahhit ise arsa sahibine belirli bağımsız bölümleri teslim etmeyi taahhüt eder. Bu hukuki yapı, taraflara şeffaf ve dengeli bir anlaşma zemini sunarken, uygulamada şekil şartları ve tarafların yükümlülükleri ile ilgili sorunları beraberinde getirebilir.

Sözleşmenin Taraflarının Yükümlülükleri

  • Arsa Sahibinin Yükümlülükleri:
    1. Arsayı inşaat yapılabilir duruma getirme: Arsa sahibinin, arsanın hukuki ve teknik anlamda inşaat yapılabilir durumda olmasını sağlaması gerekmektedir.
    2. Sözleşmede belirtilen arsa payını müteahhide devretme: Arsa sahibinin, sözleşmede anlaşılan şekilde tapu devirlerini zamanında yapması zorunludur.
  • Müteahhidin Yükümlülükleri:
    1. Sözleşmede belirtilen bağımsız bölümleri zamanında teslim etme: Müteahhit, inşaatı sözleşmede belirtilen süre içerisinde tamamlamalı ve teslim etmelidir.
    2. İnşaatı mevzuata, projeye ve fen kurallarına uygun olarak tamamlama: Yapının teknik, estetik ve yasal standartlara uygun olarak tamamlanması müteahhidin en temel sorumluluklarındandır.

Hukuki Dayanak ve Yargı Kararları

  • Hukuki Dayanak:
    • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesi, sözleşmenin iradelerin uyuşmasıyla kurulacağını belirtmektedir.
    • TBK’nın 470. ve devamı maddelerinde eser sözleşmesi düzenlenmiştir.
    • TMK’nın 1009. maddesi, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine konu hakların tapuya şerh edilebileceğini belirtmektedir.
  • Yargı Kararları:
    • Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 16.01.2013 tarihli kararı: “Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, çift tipli karma bir sözleşme niteliği taşır. Tarafların yükümlülükleri karşılıklı olarak ivazlı bir çerçevede belirlenmiştir.”
    • Yargıtay’ın 2017/3041 E., 2017/5311 K. sayılı kararında, “Geçersiz sözleşmede sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanabilir” ifadesi yer almıştır.

Uygulamadaki Temel Sorunlar

  1. Geçersiz Sözleşme ve Hukuki Sonuçları: İnşaat sözleşmesinin şekle bağlı bir hukuki işlemdir ve noter onayı şartı ihlal edilirse, kesin hükümüsüzlükle karşılaşılabilir.
  2. İfada Temerrüt: Müteahhidin inşaatı zamanında teslim edememesi nedeniyle uyuşmazlıklar sıkça görülmektedir. Temerrüt halinde, arsa sahibinin tazminat talep etme hakkı doğar.
  3. Bağımsız Bölümlerin Değerlendirilmesi: İnşaatın fiziki oranı ile değersel oranı arasında uyumsuzluklar olabilmektedir. Örneğin, arsa sahibi ile müteahhit arasında paylaşılan bölümlerin piyasa değerleri arasında büyük farklar bulunabilir.
  4. Kentsel Dönüşüm Projelerindeki Zorluklar: Özellikle kentsel dönüşüm kapsamındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde, maliklerin bir araya gelerek müteahhitle anlaşması çoğunlukla zor bir süreçtir. Hukuki altyapının eksikliği nedeniyle bu projelerde süreç uzayabilmektedir.

Sonuç

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, taraflara çift taraflı fayda sağlayan önemli bir sözleşme tipi olmakla birlikte, hukuki yapısı ve uygulamadaki karmaşıklıkları nedeniyle uzmanlık gerektirir. Bu nedenle, sözleşme taraflarının hukuki danışmanlık hizmeti alması önerilir. Hukuki uyuşmazlıkların azaltılması için ise mevzuatta yapılacak iyileştirmeler önem arz etmektedir. Aynı zamanda, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin daha etkin uygulanabilmesi için tarafların bilinçlendirilmesi ve hukuki eğitim programlarıyla desteklenmesi gerekmektedir.

HAVA YOLU İLE SEYAHAT EDEN YOLCULARIN HAKLARI: YENİ DÜZENLEMELER VE TAZMİNAT HAKKI

erik-odiin-jbQvJx2EWnU-unsplash (1)

Havayolu ile seyahat eden yolcuların haklarını korumak amacıyla düzenlenmiş olan Havayolu ile Seyahat Eden Yolcuların Haklarına Dair Yönetmelik (SHY-YOLCU), 3 Aralık 2011 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu yönetmelikte, yolcuların maruz kalabileceği gecikme, iptal ve benzeri durumlarda tazminat alma hakkı gibi birçok konuda detaylı düzenlemeler yer almaktadır. 2024 yılı itibariyle yürülüğe giren yeni değişiklikler, yolcu haklarının genişletilmesine yönelik önemli yenilikler içermektedir. Bu yazıda, bu yeniliklerin detaylarını ele alacağız.

Uçuş Gecikmelerine Yönelik Yeni Düzenlemeler

Yeni yönetmelik, teknik ve operasyonel nedenlerle 3 saat ve daha fazla geciken uçuşların yolcuların planlanan varış yerine ulaştırılmaması durumunda, havayolu şirketlerinin derhal birtakım yükümlülükleri yerine getirmesini öngörmektedir. Bu yükümlülükler, şu şekilde özetlenebilir:

  • 8. ve 9. maddelerde belirtilen hakların uygulanması:

    • Yolculara temel ihtiyaçlarını karşılamaları için yardım sunulması.
    • Alternatif uçuşların düzenlenmesi veya tazminatların ödenmesi.

Bu düzenleme, yolcuların uzun süreli gecikmeler nedeniyle yaşadıkları mağduriyetlerin en aza indirilmesini hedeflemektedir.

Tazminat Tutarlarında Artış

Yönetmeliğin yeni hali, hem iç hat hem de dış hat uçuşlarında yolculara ödenecek tazminat miktarlarını yeniden düzenlemiştir. Tazminat tutarları aşağıdaki gibidir:

  • İç Hat Uçuşları:

    • 100 Avro tazminat ödenir.
  • Dış Hat Uçuşları:

    • 1500 kilometre veya daha kısa mesafeler için 250 Avro.
    • 1500 ile 3500 kilometre arası uçuşlar için 400 Avro.
    • 3500 kilometreden daha uzun uçuşlar için 600 Avro.

Tazminatlar, ödeme tarihinde geçerli olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın döviz satış kuru üzerinden hesaplanarak yolculara sunulur.

Yolcuların Haklarını Nasıl Talep Edebileceği

Yolcular, uçuş gecikmesi, iptali veya kapasite aşımı nedeniyle mağdur oldukları durumlarda hak talebinde bulunabilirler. Bunun için:

  1. Havayolu Şirketine Başvuru:

    • Yolcular, öncelikle ilgili havayolu şirketine resmi bir talepte bulunmalıdır.
    • Talep, yazılı olarak veya havayolu şirketinin online platformları üzerinden iletilebilir.
  2. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne (ŞHGM) Şikayet:

    • Havayolu şirketinin talepleri karşılamaması durumunda, ŞHGM’ye başvuru yapılabilir.
    • Başvuru süreci ve gerekli belgeler, ŞHGM’nin resmi internet sitesinde detaylıca yer almaktadır.

Sonuç

Yeni düzenlemeler, havayolu ile seyahat eden yolcuların yaşayabileceği olumsuzluklara karşı daha etkin bir koruma sağlamaktadır. Yolcular, hem tazminat hem de diğer haklarını bilinçli bir şekilde talep edebilir ve bu süreçte gerekirse hukuki yardım alabilir. Havayolu yolcu hakları konusunda daha fazla bilgi için bizimle iletişime geçebilir ve uzman avukatlarımızdan destek alabilirsiniz.